Yazar Ali Rıza Öner soruyor – Mühendis Ali Rıza Öner yanıtlıyor

featured
Google'da Abone Ol
4
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ali Rıza Öner ile İçsel Bir Yolculuk

Elektrik-elektronik mühendisi, atık ve enerji uzmanı, kent tarımı savunucusu, baba, gezgin ve DJ adayı…
Ali Rıza Öner, tek bir unvana sığmayacak kadar çok yönlü bir hayat yaşıyor. Kahramanmaraş Göksun’dan başlayan yolculuğu, Türkiye’nin atık ve enerji politikalarına, kent tarımına ve yeni nesil yakıtlara uzanıyor.
Bu kez Ali Rıza Öner, kendi iç dünyasına dönüyor; soruları “Yazar Ali Rıza Öner” soruyor, “Mühendis Ali Rıza Öner” yanıtlıyor.

Çocukluk Yılları ve Aileden Gelen Değerler

Yazar Ali Rıza Öner: Çocukluğun Göksun’da geçti, 1971 doğumlusun. O yıllardan sana neler kaldı? Ailenden aldığın en önemli değerler nelerdi?

Mühendis Ali Rıza Öner: Küçük bir ilçede, Göksun’da büyümek beni çok şekillendirdi. Ailem bana üç şeyi çok net öğretti:
Dürüstlük, çalışkanlık ve emeğe saygı. Annemle babam sade yaşar, israfı sevmez, doğaya ve insana saygıyı hep vurgulardı. Çocukken elektrikli aletlere, makinaya merakım vardı; kırsalda büyümeme rağmen bu merakımı engellemediler, aksine desteklediler. Komşuluğun, dayanışmanın, “biz” duygusunun güçlü olduğu bir ortamda büyüdüm. O yüzden bugün ne yaparsam yapayım, insan ilişkisine, samimiyete ve mütevazılığa çok önem veriyorum. Çocukluğumun o sıcaklığı, zorlandığım her anda hâlâ içimde bir pusula gibi duruyor.

Mühendislik Kararı ve Üniversite Yılları

Yazar Ali Rıza Öner: Mühendis olma fikri ne zaman netleşti? Ailende mühendis yok, bu yol nasıl açıldı?

Mühendis Ali Rıza Öner: Amcam Yüksek Mimar–Mühendis’ti; onun yönlendirmesiyle görüşlerim şekillendi.
Ortaokul–lise yıllarında matematik ve fen derslerinde iyiydim. Öğretmenlerim “Sen mühendis olmalısın.” demeye başlayınca içimdeki o merak mesleğe dönüştü. Özellikle fizik öğretmenimin verdiği küçük bir elektrik devresi projesi beni çok heyecanlandırmıştı. “Ben bu işi seviyorum.” dediğim an oydu. Ailemin tek cümlesi şuydu: “Oku, kendi ayaklarının üzerinde dur.” Bu motivasyonla Karadeniz Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliğini 1989 yılında kazandım. Üniversite benim için ufkun açıldığı yerdi; hem sıkı bir teknik temel aldım hem de farklı şehirlerden gelen arkadaşlarımla dünyaya başka gözle bakmayı öğrendim.

Yazar Ali Rıza Öner: KTÜ’de aldığın eğitim, meslek hayatına nasıl bir temel sağladı?

Mühendis Ali Rıza Öner: KTÜ’de teori çok sağlamdı; devreler, güç sistemleri, elektronik, programlama…
Ama asıl farkı laboratuvarlarda, proje çalışmalarında yaşadım. Bir yandan teknik altyapı, diğer yandan takım çalışması, problem çözme, optimizasyon, iletişim becerisi… Elektrik Mühendisliği Kulübü’nde aktif olmak, teknik geziler ve seminerler organize etmek bana liderlik ve ekip yönetimi pratiği kazandırdı. Bugün enerji santrali, atık tesisi, kent tarımı gibi farklı ölçeklerde projelere girerken hâlâ o gün öğrendiğim “sistem yaklaşımı”nı kullanıyorum. Üniversite, benim mühendislik alet çantamı doldurdu; sonraki yıllarda o aletleri farklı sahalarda kullandım diyebilirim.

İlk İşler: Otomasyondan Enerjiye

Yazar Ali Rıza Öner: Mezun olduktan sonra İstanbul’da otomasyon sektörüne girdin. O ilk iş deneyimleri sana ne kattı?

Mühendis Ali Rıza Öner: İstanbul’a gittiğim yıllar, Türkiye’de sanayinin otomasyona hızla geçtiği dönemlerdi. Çeşitli firmalarda üretim hatlarının otomasyonu, PLC programlama ve kontrol sistemleri üzerinde çalıştım.
Teoride öğrendiğim her şeyin sahadaki karşılığını gördüğüm bir dönemdi. Kâğıt üzerinde kusursuz görünen bir devre, tozlu, gürültülü bir fabrikada aynı şekilde çalışmıyor; bunu orada öğrendim. Müşteriyle iletişim kurmak, sahadaki ustayla aynı dili yakalamak, teknik konuyu sade anlatabilmek… Bugün proje geliştirirken en çok işime yarayan kaslar o yıllarda gelişti. Bir cümleyle: İstanbul’daki ilk işlerim, beni “kitap mühendisi” olmaktan çıkarıp sahayı bilen bir mühendis yaptı.

Kariyer Kırılmaları: Kazancı Holding ve ITC

Yazar Ali Rıza Öner:

Kariyerinde “dönüm noktası” dediğin anlar neler? Özellikle Kazancı Holding’de Cemil ve Mehmet Kazancı ile, ITC’de Ali Kantur’la yollarının kesişmesinden bahseder misin?

Mühendis Ali Rıza Öner:

Üç büyük kırılma var hayatımda. Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi, “Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var…” benim için de hayat derslerinin en yoğunlaştığı anlar bu üç dönemin içindedir.

Bu üç büyük kırılmayı anlatırken hep şunu söylerim:

Doktoramı Mehmet Kazancı’dan,
Doçentliğimi Cemil Kazancı’dan,
Profesörlüğümü ise Ali Kantur’dan aldım.

Ve bu yolculuğun ruhunu Mevlânâ’nın o derin sözü çok iyi özetler:

“Hamdım, piştim, yandım.”

1. Büyük Kırılma — Kazancı Holding: Mehmet ve Cemil Kazancı ile Çalışmam

Kazancı Holding’de Aksa Enerji ve Aksa Doğalgaz çatısı altında başlayan dönem, kariyerimin temelini attı. İlk görüşmem jeneratör tarafı içindi ama yolum doğalgaz dağıtım RMS otomasyon ve SCADA mühendisliğine döndü. Kendimi kısa sürede kanıtlayınca Sayın Mehmet Kazancı ile birebir çalışma fırsatı doğdu.

Mehmet Kazancı’dan;
hedef koymanın değerini, amatör ruhla çalışmanın gücünü, bir karar verdiysen sonuna kadar takip etmeyi, emek vermeden hiçbir işin sonuç vermeyeceğini, gerçek işin sahada bittiğini, güçlü ekibin başarının temeli olduğunu öğrendim. Bu yüzden “doktoramı Mehmet Kazancı’dan aldım” derim; çalışma kültürümün ana taşlarını o döşedi.

Ardından yakın çalıştığım Cemil Kazancı ise bana; projelere bütüncül bakmayı, insan ilişkilerinin iş hayatındaki belirleyici gücünü, doğru ekibi kurmanın kritik önemini öğretti. Stratejik akıl, finansal denge, kurumsal vizyon… Bunlar onun katkılarıdır. Bu yüzden “doçentliğimi Cemil Kazancı’dan aldım” derim.

2. Büyük Kırılma — ITC ve Atık–Enerji Dünyası: Ali Kantur Ekolü

2016’da Ankara’ya taşınıp ITC’de çalışmaya başlamam hayatımda ikinci büyük kırılmayı yarattı. Mamak Katı Atık Entegre Tesisi ile tanışmam, atığın doğru yönetildiğinde enerjiye, tarıma, istihdama ve ekonomik değere dönüşen bir hazine olduğunu gösterdi.

Bu okulda üçüncü büyük hocamla tanıştım: Sayın Ali Kantur. Onu anlatmak gerçekten kolay değil. Türkiye’de en entelektüel, en vizyoner iş insanı kim derseniz hiç düşünmeden Ali Kantur derim.

Ondan;
her şeyden önce insan olmayı, bilimi ve bilgiyi rehber edinmeyi, hoşgörüyü ve tevazuyu, yeniliğe açık olmayı, Türkiye’ye hizmet etmenin anlamını, döngüsel ekonomi vizyonunu, kamu–özel denge modelinin hassasiyetlerini öğrendim.

Ali Kantur’un karakteri bende çok derin bir yer edindi. Hatta Marcus Aurelius’un annesine dair aktardığı o ölümsüz öğüdü — “kötülüğü aklından bile geçirme” ilkesini — onun sayesinde hayatımda daha da pekiştirdim. Bu nedenle gönül rahatlığıyla söylüyorum:
“Profesörlüğümü Ali Kantur’dan aldım.” Çünkü vizyonumu en çok o genişletti, bakış açımı en olgun hale o getirdi.

3. Büyük Kırılma — TAYED Başkanlığı: Üç Büyük Okulun Doğal Sonucu

Bugün yürüttüğüm TAYED Başkanlığı görevi, bu üç büyük okuldan aldığım derslerin sahadaki karşılığıdır. Atıktan enerji, biyogaz, biyometan ve döngüsel ekonomi alanındaki tüm çalışmalarım; Mehmet Kazancı’nın çalışkanlığının, Cemil Kazancı’nın yönetim refleksinin, Ali Kantur’un insan merkezli vizyonunun birleşimidir.

Özetle:
Mehmet Kazancı bana çalışmayı öğretti.
Cemil Kazancı bana yönetmeyi öğretti.
Ali Kantur bana insan olmayı öğretti.

Ve ben hâlâ öğrenmeye, pişmeye, olgunlaşmaya devam ediyorum.

Türkiye’de Atık ve Enerji Politikalarına Bakış

Yazar Ali Rıza Öner: TAYED Başkanı olarak Türkiye’de atık yönetimi ve atıktan enerji üretimi konusunda tabloyu nasıl görüyorsun? Nerede iyiyiz, nerede eksiğiz?

Mühendis Ali Rıza Öner: Son yıllarda önemli mesafeler aldık, bunu teslim etmek lazım. Ama şunu net söylemeliyim: Hâlâ atığın büyük kısmını gömüyor ve yeterince katma değere dönüştüremiyoruz. En zayıf halkamız, kaynağında ayrıştırma. Çöp hâlâ büyük oranda karışık toplanıyor; geri dönüştürülebilir malzeme, organik atıkla karışınca verim düşüyor. Ben yıllardır bölgesel, havza bazlı entegre atık tesislerini savunuyorum. Her il kendi başına küçük küçük çöplüklerle uğraşacağına, birkaç ilin ortak kullandığı büyük ölçekli, modern tesisler kurulmalı. Böyle olunca hem ekonomi oluşuyor hem çevresel kontrol güçleniyor.
Bir diğer kritik başlık, YEKDEM sonrası dönem. Atıktan enerji üreten tesislerin önemli bir kısmı 10 yıllık destek süresini doldurdu, dolduruyor. Maliyetler birkaç kat artmışken, serbest piyasa fiyatıyla bu tesislerin ayakta kalması zorlaşıyor. Eğer makul bir geçiş mekanizması kurulmazsa hem tesisler kapanır hem de atık zincirimiz aksar. Ve tabii yeni nesil yakıtlar… Biyometan, yeşil metanol gibi ürünler için mevzuat altyapısını hızla tamamlamamız gerekiyor. Çünkü atığı sadece “elektrik”e dönüştürmekle yetinmeyecek bir döneme giriyoruz; gaz ve yakıt tarafında da fırsat var.

Mamak Projesi ve Kent Tarımı

Yazar Ali Rıza Öner: Mamak Katı Atık Entegre Tesisi, senin için bir vitrin proje. Bir çöplükten enerji ve tarım üreten bir merkeze dönüşüm hikâyesini kısaca anlatır mısın?

Mühendis Ali Rıza Öner: Mamak, eskiden Ankara’nın en büyük çevre sorunuydu: koku, yangın, görüntü kirliliği… Bugün ise enerji ve kent tarımıyla anılan bir döngüsel ekonomi sahası. Önce depolama gazından ve biyokütleden elektrik üretim kapasitesi artırıldı. Ardından şu soruyu sorduk: “Bu santralin atık ısısını da değerlendiremez miyiz?” Cevap evet olunca kent tarımı fikri doğdu. Tesis sahasında seralar kurduk, topraksız ve dikey tarım uygulamalarına başladık. Elektrik üretiminden çıkan ısıyı seralarda kullanarak sebze, meyve ve fide yetiştiriyoruz. Yaban mersini gibi normalde Ankara iklimine uzak bir ürünü bile eski bir çöplük sahasında başarıyla üretiyoruz. Bu modelde atık enerjiye, enerji gıdaya dönüşüyor; gıda tekrar şehre dönüyor. Nakliye kısalıyor, karbon ayak izi azalıyor, su tüketimi minimuma iniyor. Aynı zamanda bölgeye istihdam ve ekonomik hareket geliyor. Ben bu yaklaşımı şöyle özetliyorum: “Şehrin içinden sofraya.”
Eski sanayi alanları, atıl araziler, çatı ve bodrumlar bile yeni nesil tarım alanlarına dönüşebilir. Mamak bunun yaşayan örneği oldu; umarım diğer büyükşehirlere de ilham verir.

Biyometan ve Yeşil Metanol: Yeni Nesil Yakıt Vizyonu

Yazar Ali Rıza Öner: Sık sık biyometan ve yeşil metanol vurgusu yapıyorsun. Döngüsel ekonomi açısından bu iki ürün senin için ne ifade ediyor?

Mühendis Ali Rıza Öner: Biyometan, doğal gazın yenilenebilir kardeşi. Organik atıklardan üretilen biyogazı arıttığınızda elde ettiğiniz, şebekeye verilebilen temiz bir gaz.
Biyometanın üç büyük avantajı var:

• Atığı değerlendiriyor.
• Dışa bağımlılığı azaltıyor.
• Sanayinin karbon ayak izini düşürüyor.

Türkiye’nin ciddi bir biyometan potansiyeli var. Mevzuat netleşip şebekeye enjeksiyon ve yeşil gaz sertifikasyonu düzenlendiği anda hâlihazırdaki biyogaz tesisleri birkaç adımla biyometan üreticisine dönüşebilir. Bu da hem sektör için yeni bir gelir kapısı hem de ülke için stratejik bir kazanım demek.
Yeşil metanol ise bence bir sonraki halka. Biyogazdan çıkan CO₂’yi de değerlendirip hidrojenle birleştirdiğinizde yeşil metanol elde ediyorsunuz. Özellikle deniz taşımacılığı ve kimya sanayiinde fosil yakıtları ikame edebilecek, karbon nötr bir yakıt. Burada hayal ettiğim tablo şu:

Atık → Biyogaz → Biyometan + CO₂ → Yeşil metanol.

Yani her molekülün değerlendirildiği bir döngü. Türkiye biyometan ve yeşil metanolde doğru adımları atarsa sadece kendi ihtiyacını karşılamakla kalmaz; bölgesinde ihracatçı ülke bile olabilir. Benim enerjideki “yeni dönem” vizyonum tam da bu döngü üzerine kurulu.

Siyasete Bakışı ve Politika Tasarımı

Yazar Ali Rıza Öner: Teknik bir isim olarak siyasete ve politika tasarımına da kafa yoruyorsun. Siyasetle aran nasıl, kendini nerede konumlandırıyorsun?

Mühendis Ali Rıza Öner: Siyaseti “sorun çözme sanatı” olarak görüyorum. Klasik anlamda siyasetçinin değil, politika tasarımcısının rolüne daha yakınım. Bir mühendisin refleksi şudur. Sorunu tespit eder, veriyi toplar, alternatifleri değerlendirir, optimum çözümü tasarlar. Ben bu yaklaşımın kamu politikalarında da geçerli olması gerektiğine inanıyorum. Herhangi bir siyasi partide aktif görevim yok; ama özellikle atık, enerji ve iklim politikalarında raporlar hazırlayarak karar vericilere katkı vermeye çalışıyorum. TAYED Başkanlığı’nı bu yüzden önemsiyorum; sektörün sesini masaya taşıyan, teknik çözüm önerisi üreten bir platform olarak görüyorum. Kamu–özel dengesine gelince, ne her şeyin tamamen kamuya bırakıldığı ne de her şeyin sadece piyasaya devredildiği modeller başarılı oluyor. Benim savunduğum yapı; kamunun düzenleyici–denetleyici, özel sektörün ise uygulayıcı–yenilikçi rol üstlendiği bir ortak zemin. Mamak modeli bunun iyi bir örneği. İleride aktif siyaset olur mu, olmaz mı bilemem. Ama nerede olursam olayım, popülizmden ziyade veriyle, proje ile konuşan tarafta olmak isterim. Bugün de aslında yaptığım şey bu. Rapor yazmak, model önermek, eleştirirken alternatif sunmak. Bence asıl siyaset bu.

Bütüncül Sağlık ve Diş–Vücut İlişkisi

Yazar Ali Rıza Öner: Sağlık tarafında “bütüncül yaklaşım”, “diş–vücut bağlantısı” gibi vurguların var. Bu ilgi nasıl başladı?

Mühendis Ali Rıza Öner: Açıkçası bu ilgi, bizzat kendi sorunlarımdan doğdu. Uzun yıllar yoğun tempo, seyahat, stres derken vücudum sinyal vermeye başladı: Kronik yorgunluk, baş ağrıları. Klasik tetkiklerle çok net bir cevap bulamayınca Bütüncül Tıp uzmanı kuzenim Dr. Ali Rıza Çiloğlu bana yol gösterici oldu. Eski bir dolgumun altında enfeksiyon olduğunu öğrendik. O diş tedavi edildikten sonra genel şikâyetlerimin azaldığını bizzat yaşadım. Sonra araştırınca ağız–diş sağlığı ile kalp, bağışıklık, eklem sorunları gibi birçok şeyin bağlantılı olabileceğini gördüm. Her dişin belirli organlarla sinirsel ve dolaşımsal ilişkisi olduğuna dair çalışmalar dikkatimi çekti. Ben doktor değilim; sadece şunu söyleyebilirim:
Vücudu bir bütün olarak görmek zorundayız.
Dişi, organları, zihni, duyguyu birbirinden koparınca sorunları çözemiyoruz. Mühendislikte “sistem aklaşımı” neyse, sağlıkta da benzer bir bakışa ihtiyaç var. Kendi hayatımda diş tedavilerim, beslenme düzenim, stres yönetimi ve hareketli yaşamı bir paket olarak ele aldığımda gerçekten fark gördüm. Bu yüzden artık çevreme de ilk olarak:
“Önce dişlerini kontrol ettir ve postür bozukluğu var mı ona baktır. Orada başlayan bir şey bütün vücudu etkiliyor olabilir.” demekten çekinmiyorum.

Baba Kimliği

Yazar Ali Rıza Öner: Tüm bu yoğunluğun içinde bir de babasın. Kızın ile ilişkin hayatına ne kattı?
Mühendis Ali Rıza Öner: Baba olmak, hayatımın en derin ve öğretici deneyimi. Kızım benim için sadece evlat değil; hayata bakışımı değiştiren bir ayna. Onunla birlikte sabrı, şefkati, dinlemeyi ve “anı” yaşamayı yeniden öğrendim. İş dünyasında hep geleceği planlarsınız; baba olunca bazen sadece yanında oturup çizgi film izlemek bile en değerli şey olabiliyor.

Kızımla ilişkimizde her zaman açık iletişimi ve güveni önemsedim. Zor sorular sorar, eleştirir, merak eder. Onun gözünden dünyaya bakmak beni de dönüştürüyor. Çevreye, eğitime, kadınlara, çocuklara dair hassasiyetim, bir kız babası olduktan sonra bambaşka bir seviyeye çıktı.

Bu noktada eşimin desteğini de özellikle belirtmem gerekir.
23 yıllık evliliğimiz mutlu şekilde devam ediyor ve hayatımın her aşamasında onun güçlü desteğini hep hissettim. Hem iş hayatındaki yoğun tempo hem de baba kimliğimin şekillenmesinde onun sabrı, sevgisi ve omuz omuza duruşu büyük bir güç. Bir aile ancak böyle bir uyumla büyüyor ve güzelleşiyor.

Kendime verdiğim bir söz var: “Nehir’e daha yaşanabilir bir ülke ve dünya bırakmak için çalışacağım.” Atık, enerji, iklim konularına bu kadar sıkı sarılmamın arkasında biraz da bu söz yatıyor.

Kısacası, kariyerimde birçok unvanım oldu ama “Nehir’in babası” unvanını hepsinin üstünde görüyorum.

Müzik Tutkusu ve DJ’lik

Yazar Ali Rıza Öner: Sende pek bilinmeyen bir yön daha var: DJ’lik eğitimi aldın. Müzik hayatında nasıl bir yer tutuyor?
Mühendis Ali Rıza Öner: Müzik, gençlikten beri içimde olan ama uzun süre ertelediğim bir tutku. Özellikle elektronik müzik ve melodic techno bana çok şey hissettiriyor. Son yıllarda “Artık bunu hobi olarak değil, biraz daha ciddiye almalıyım” dedim. DJ’lik kurslarına gidip mixing ve prodüksiyon öğrendim.

Mühendis kafasıyla bakınca, işin teknolojik tarafı bana çok tanıdık geldi: yazılımlar, controller’lar, ses mühendisliği… DJ’lik benim için bir ifade biçimi. Set hazırlarken aslında bir hikâye anlatıyorsunuz; tempoyu, duyguyu, iniş–çıkışları siz tasarlıyorsunuz.

Zaman zaman kaydettiğim setleri paylaşıyorum; güzel geri dönüşler almak beni motive ediyor. İleride belki küçük etkinliklerde çalarım, çevre ve enerji temalı bir etkinliğin after-party’sinde DJ kabinine geçmek hoşuma gider mesela. Kendi bestelerimi yapma hedefim de var; bir gün “Nehir” adını verdiğim bir parçayı çalmak istiyorum.

En önemlisi şu: İnsan tek bir kimliğe sıkışmak zorunda değil. Gündüz atık ve enerji projelerinde çalışan ciddi bir mühendis, akşam bilgisayarının başında set hazırlayan bir DJ olabilir. Bu zıtlık gibi görünen hâller, aslında insanı tamamlıyor.

Kitap ve Sinema Tercihleri

Yazar Ali Rıza Öner: Yoğun bir hayatın var ama entelektüel tarafını sürekli beslediğini görüyorum. Okuma alışkanlıkların ve film tercihlerinden biraz bahseder misin?
Mühendis Ali Rıza Öner: Okumak ve sinema, benim için yalnızca birer hobi değil; zihinsel bir yenilenme, derinleşme ve kendimi geliştirme alanı. Her ikisi de hem mesleki bakış açımı hem de kişisel farkındalığımı besliyor.

Kitaplar

En çok tarih, felsefe, biyografi, psikoloji ve kuantum alanındaki eserleri okumayı seviyorum. Bu türler, hem insanın iç dünyasına hem de dünyanın karmaşasına farklı bir pencereden bakmamı sağlıyor.

Hayatımda özel bir yer tutan kitaplar arasında şunlar var:

  • Marcus Aurelius – Kendime Düşünceler: Stoacı felsefenin sade ama güçlü yol göstericiliği.
  • Don Miguel Ruiz – Beşinci Anlaşma: İletişim, farkındalık ve zihinsel özgürlük üzerine derin bir rehber.
  • Mark Wolynn – Seninle Başlamadı: Kalıtsal travmaların davranışlarımızı nasıl şekillendirdiğine dair çarpıcı bir eser.
  • Aile içi kuşak travmaları ve psikoloji üzerine çalışmalar: Hem kişisel farkındalığımı hem de insan doğasına dair anlayışımı genişletti.
  • S. Frederick Starr – Kayıp Aydınlanma: Türkistan coğrafyasının kadim bilimsel mirasını açığa çıkaran, ufuk açıcı bir başyapıt.
  • Serpil Ciritçi – Kuantum: Bilinç, enerji ve düşüncenin yaratıcı gücü üzerine modern bir yaklaşım.

Bunlara ek olarak, Türkiye’den bazı hocaların popüler eserleri kütüphanemde her zaman başucunda durur:

Prof. Dr. Niyazi Kahveci

  • Birey ve Toplum
  • Modern Dünya ve İnsan
  • Felsefenin Işığında Siyaset

Düşünceyi provoke eden, bilimi felsefeyle buluşturan bir kalemi var.

Prof. Dr. Ali Demirsoy

  • Kalıtım ve Evrim
  • Genel Biyoloji

Bilimin sınırlarını zorlayan net ve cesur bir anlatımı seviyorum.

Prof. Dr. Sinan Canan

  • İnsan Neden Merak Eder?
  • Kimsenin Bilmediği İnsan

Beyni, davranışlarımızı ve insan psikolojisini çok anlaşılır bir dille anlatıyor.

Dr. İbrahim Bilgen

  • Düşünce Gücü ve Beyin
  • Yaşamda Bilinçli Farkındalık

Zihinsel berraklık ve farkındalık konularında rehber niteliğinde eserler.

Prof. Dr. İlber Ortaylı

  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır?
  • İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
  • Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Tarihi, insanı ve kültürü derinlikli bir perspektifle anlatmasını çok değerli buluyorum. Bu kitaplar, düşünce dünyamın şekillenmesinde büyük rol oynuyor. Hem günlük yaşamıma hem de mesleki yaklaşımlarıma ilham veriyor.

Filmler

Sinema da hayatımda kitaplar kadar önemli bir yerde duruyor. Filmler, duyguların, insan hikâyelerinin ve hayatın karmaşıklığının en güzel anlatıldığı alanlardan biri. En çok Türk filmlerini severim; özellikle Kemal Sunal ve Şener Şen filmleri, mizahın ve toplumsal eleştirinin ustaca harmanlandığı yapıtlar olarak bende özel bir yer tutuyor.

Türk sinemasında favorilerim:

  • Selvi Boylum Al Yazmalım – Saf aşkın ve emeğin değerine dair unutulmaz bir hikâye.
  • Tatar Ramazan – Adalet, dik duruş ve insan onurunun güçlü anlatımı.
  • 7. Koğuştaki Mucize – Saf sevgi, adalet ve dramın en etkileyici örneklerinden.
  • İncir Reçeli – Modern hayatın kayıpları ve duygusal kırılmaları.
  • Babam ve Oğlum – Duyguyu en naif hâliyle anlatan bir başyapıt.

Yabancı sinemada ise klasiklerin yeri bende ayrı:

  • Braveheart – Özgürlük ve cesaretin epik anlatımı.
  • The Pianist – İnsanlığın karanlık tarihine karşı verilen yaşam mücadelesi.
  • The Godfather (Baba) – Güç, aile ve sadakat üzerine sinema tarihinin zirvesi.

Sinema da tıpkı kitaplar gibi benim için bir öğretmen. Her filmden bir duygu, bir ders, bir farkındalık çıkarmaya çalışırım.

42 Ülkelik Seyahat Yolculuğu

Yazar Ali Rıza Öner: 42 ülke gezdin. Seyahat senin için ne ifade ediyor?
Mühendis Ali Rıza Öner: Seyahat, benim için hem öğrenme hem de kendini test etme biçimi. Farklı ülkeleri gördükçe kendi ülkeni ve kendini daha iyi anlıyorsun. Her ülke bana ayrı bir ders verdi. Gezdiğim yerlerde mesleki olarak da çok şey öğrendim. Almanya’da biyogaz tesislerini, Kuzey ülkelerinde atıktan ısıtma sistemlerini, Hollanda’da kent tarımı ve dikey tarım örneklerini yerinde inceledim. Bugün projelerimi tasarlarken o gözlemleri de kullanıyorum. Seyahat, önyargıları törpülüyor. “Biz” ve “onlar” ayrımını yumuşatıp “Dünyanın neresine gidersen git, insanların temel ihtiyaçları ve duyguları aynı” dedirtiyor. Bu da hoşgörüyü, empatiyi artırıyor.42 ülke çok gibi görünse de, dünya hâlâ kocaman. Sağlık el verdikçe yeni rotalar eklemek istiyorum. Belki bir gün “42 Ülke 42 Ders” diye bir kitap yazarım, kim bilir.

Kapanış: Çok Yönlü Bir Hayat İçin Mesaj

Yazar Ali Rıza Öner: Bu iç yolculuğu birlikte yürüdük. Son olarak okurlara ne söylemek istersin?
Mühendis Ali Rıza Öner: Şunu söylemek isterim: Hayatınız tek bir kalıba sığmak zorunda değil. Köyde top koşturan bir çocukken, yıllar sonra mühendis, sonra girişimci, sonra tarımcı, DJ adayı, gezgin olabiliyorsunuz. Önemli olan, merakı kaybetmemek ve yaptığınız işe bir anlam yüklemek. Benim için bu anlam çevreyi korumak, çocuklara daha iyi bir dünya bırakmak. Sizin için başka bir şey olabilir; ama mutlaka sizi taşıyan, zor zamanda ayakta tutan bir amaç bulmalısınız. Ve denge… İş, aile, sağlık, hobiler… Sadece tek kanatla uçmaya çalışmayın. Mühendisliğin yanında sanat, yoğun işin yanında baba olmak, ülkeyi severken dünyayı da gezmek mümkün. Plan yapalım ama hayatın sürprizlerine de açık olalım.

Ben kendi içime ayna tutan bu röportajdan keyif aldım; umarım okuyanlar da kendi iç yolculuğuna çıkmak için küçük bir ilham bulur.

Sevgiyle, merakla ve cesaretle kalın.


Ali Rıza ÖNER

Yazar Ali Rıza Öner soruyor – Mühendis Ali Rıza Öner yanıtlıyor
4

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

4 Yorum

  1. • 22 Kasım 2025, 14:56

    Mükemmel bir röportaj olmuş. Ali Rıza Öner şimdi daha iyi tanıdım ve daha çık sevdim. İyi varsın değerli kardeşim. Sağlıklı olarak hep var ol…

  2. • 23 Kasım 2025, 08:50

    Kıymetli dostum
    Enerjini, bilgi ve tecrübelerini bu şekilde paylaşman çok güzel, tebrik eder başarılarının devamını dilerim.

  3. Değerli Dostum;

    Yeni röportaj serine böyle güçlü bir başlangıç yapmanı gönülden tebrik ediyorum.

    Seni böyle üretken, vizyoner ve kalemi kuvvetli bir noktada görmek beni gerçekten mutlu etti. Röportajın hem akıcı hem de çok içten olmuş — tam senlik!

    Yolun açık olsun. Yeni bölümleri keyifle takip edeceğim.

    Sevgilerimle

  4. Muhteşem bir yazı olmuş. Tebrikler basarilarinizin devamını dilerim.

Giriş Yap

4T Haber ayrıcalıklarından yararlanmak için hemen giriş yapın veya hesap oluşturun, üstelik tamamen ücretsiz!