Medicana International İzmir Hastanesi Genel Müdürü ve Halk Sağlığı Doktoru Dr. Öğretim Üyesi Remzi Karşı, Veremle Savaş Haftası dolayısıyla önemli açıklamalarda bulundu. Dr. Karşı, özellikle üç haftadan uzun süren öksürüklerin dikkate alınması gerektiğini vurguladı. “Verem genetik bir hastalık değildir; bulaşıcıdır. Dünya Sağlık Örgütü’ne (DSÖ) göre tüberküloz hala küresel ölçekte ciddi bir halk sağlığı sorunu. Dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri, aktif hastalık geliştirmemiş olsa da gizli verem enfeksiyonu taşımaktadır. Bu nedenle verem hastalığını iyi tanımak önemlidir,” dedi.
Verem (tüberküloz), Türkiye dahil dünya genelinde önemli bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Erken tanı ve düzenli tedavi ile tamamen iyileşebilen bu hastalık, yanlış bilgiler ve geç başvuru nedeniyle hâlâ risk teşkil ediyor. Dr. Karşı, Veremle Savaş Haftası kapsamında gerçekleştirdiği farkındalık çalışmaları hakkında bilgi vererek, “Tüberküloz, ‘mycobacterium tuberculosis’ bakterisinin neden olduğu ve solunum yoluyla bulaşan bir enfeksiyon hastalığıdır. Bu hastalık kalıtsal değildir. Ancak tedavi edilmediği takdirde ciddi sonuçlara yol açabilir. Hasta bireylerin öksürmesi, hapşırması veya konuşması sırasında havaya yayılan damlacıklar sağlıklı bireyleri enfekte edebilir,” şeklinde konuştu.
Enfekte kişilerin her birinde hastalık gelişmeyeceğine dikkat çeken Dr. Karşı, “Alınan basiller vücutta uyku halinde kalabilir ve bağışıklık sisteminin zayıfladığı dönemlerde hastalık ortaya çıkabilir. Enfeksiyon sonrası hastalık gelişme riski en yüksek olan dönem ilk iki yıldır,” ifadelerini kullandı.
Hastalığın bulaşma riski en yüksek grubunun, verem hastalığına yakalanmış biriyle uzun süre aynı ortamda bulunan kişiler olduğunu belirten Dr. Karşı, “Aile bireyleri ve yakın çalışma arkadaşları bu grubun başında geliyor. Tüberküloz, kaşık, çatal, bardak gibi eşyalarla ya da giysi ve çarşaf gibi nesnelerle bulaşmaz. Bununla birlikte, mikrop güneş görmeyen, havalandırması yetersiz ortamlarda uzun süre canlı kalabilir. Güneş ışınları ise verem mikroplarını hızla etkisiz hale getirir,” dedi. Ayrıca, tüberkülozun en sık toplumun en üretken yaş grubundaki yetişkinleri etkilediğini aktararak, “Ancak tüm yaş grupları risk altındadır. Vakaların ve ölümlerin yüzde 80’den fazlası düşük ve orta gelirli ülkelerde görülmektedir,” ifadesini kullandı.
Dr. Karşı, tüberkülozun sadece bir halk sağlığı sorunu olmadığını, aynı zamanda ciddi sosyal ve ekonomik sonuçlar doğurduğunu belirtti. “Küresel ölçekte tüberküloz tedavisi gören kişilerin ve ailelerinin yaklaşık yüzde 50’si, hane gelirinin yüzde 20’sini aşan maliyetlerle karşı karşıya kalmaktadır. Bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler için hastalık riski daha yüksektir,” dedi. DSÖ’nün 2024 yılı verilerine göre, yeni tüberküloz vakalarının önemli bir kısmının yetersiz beslenme, diyabet, alkol ve sigara kullanımı gibi faktörlerle ilişkilendirildiğini vurguladı.
Tüberküloz belirtilerinin genellikle hafif başladığını ve zamanla ilerlediğini belirten Dr. Karşı, “2-3 haftadan uzun süren, tedaviye yanıt vermeyen öksürük, balgam çıkarma, kanlı balgam, ateş ve yorgunluk gibi şikayetler hastalığın belirtileri arasındadır. Bu nedenle hastaların doktora geç başvurduğu durumlar sıkça yaşanmaktadır. 2-3 haftadan uzun süren öksürüklerin, mutlaka göğüs hastalıkları polikliniğinde veya verem savaşı dispanserinde değerlendirilmesi gerekmektedir,” dedi.
Tüberküloz tanısı hakkında da bilgi veren Dr. Karşı, “Tanı, balgamda verem mikrobunun gösterilmesiyle konur. Hastanın yakınmaları ve akciğer filmi bulguları, hastalıktan şüphelenmeyi sağlar. Ancak kesin tanı için mikrobiyolojik inceleme şarttır. Balgam veya diğer örneklerde mikrobun varlığı, kültürde basil üremesi tanıyı kesinleştirir,” şeklinde konuştu.
Tüberküloz tedavisinde ilaçların düzensiz kullanımının mikrobun ilaca dirençli hale gelmesine neden olabileceğine dikkat çeken Dr. Karşı, en etkili tedavi yönteminin doğrudan gözetimli tedavi olduğunu ifade etti. “Dünya Sağlık Örgütü, her doz ilacın sağlık çalışanı ya da eğitilmiş bir kişi tarafından içirilmesini önermektedir. Türkiye’de bu uygulama başarıyla sürdürülmektedir,” dedi. Ayrıca, tüberküloz ilaçlarının Sağlık Bakanlığı tarafından karşılandığını ve verem savaşı dispanserleri aracılığıyla ücretsiz olarak verildiğini hatırlattı.
Dr. Karşı, “Türk Toraks Derneği’nin açıklamalarına göre; özel diyetler, iklim koşulları veya istirahat tedavinin temel unsurları değildir. En önemli faktör, ilaçların doğru, düzenli ve yeterli süre kullanılmalıdır. Tüberkülozdan korunmanın en etkili yolu, bulaştırıcı hastaların erken tanı alıp hızla tedaviye başlamasıdır. Uygun tedavi ile 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük ölçüde ortadan kalkar,” diyerek, BCG aşısının çocuklarda ağır formlara karşı koruma sağladığını belirtti. Türkiye’de BCG aşısının, doğumdan sonra ikinci ayını dolduran bebeklere hayatta bir kez uygulandığını ekledi.
Son olarak, tüberküloz hastasıyla temas kuran kişilerin muayene edilmesinin önemini vurgulayan Dr. Karşı, “Temaslı muayenesi, risk taşıyan ancak hasta olmayan bireylere genellikle 6 ay süreyle koruyucu tedavi uygulanmasını gerektirir. Düzenli kullanım durumunda hastalık gelişme riski yüzde 90’a kadar azaltılabilir. Bu durum, özellikle çocuklar için hayati önem taşımaktadır,” ifadelerine yer verdi.
