VM Medical Park Bursa Hastanesi’nde görevli Hematoloji Uzmanı Dr. Nihan Alkış, Talasemi (Akdeniz Anemisi) hakkında bilgiler sunarak, bu hastalığın kalıtsal ve genetik geçişli bir kan rahatsızlığı olduğunu vurguladı. Dr. Alkış, erken tanı ve taramanın kritik önemine de dikkat çekti.
Talaseminin, kırmızı kan hücrelerinde oksijen taşıyan hemoglobin üretimindeki bozulmalar sonucu ortaya çıktığını belirten Uzm. Dr. Alkış, hastalığın minör (taşıyıcılık), intermedia ve major olmak üzere üç farklı formda görüldüğünü ifade etti. Hastalığın tipine göre klinik bulguların değişiklik gösterdiğini söyleyen Alkış, talasemi minör formunun genellikle belirti vermeden seyrettiğini ve çoğunlukla evlilik öncesi tarama testlerinde tespit edildiğini belirtti.
“Talasemi major, erken dönemde belirti verir.”
Talasemi majorun genellikle bebeklik döneminde belirti verdiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Nihan Alkış, solukluk, dalak ve karaciğer büyümesine bağlı karın şişliği ile büyüme geriliğinin sık görülen şikayetler arasında yer aldığını kaydetti. Bu hastaların, yaşamlarının erken dönemlerinden itibaren düzenli kan nakline ihtiyaç duyabileceğini ve bu sürecin ömür boyu devam edebileceğini dile getirdi.
“Talasemi minör çoğu zaman fark edilmeyebilir.”
Talasemi minör taşıyan bireylerde genellikle belirgin şikayetlerin görülmediğini ifade eden Uzm. Dr. Alkış, bu durumun taşıyıcılığın çoğu zaman fark edilmeden nesilden nesile aktarılmasını sağladığını belirtti. Talasemi intermedia hastalarında belirtilerin daha ileri yaşlarda ortaya çıkabileceğini ve zaman zaman kan nakli gerekliliğinin doğabileceğini de ekledi.
“Tedavi ve takip büyük önem taşıyor.”
Tedavi sürecinin, hastalığın tipine göre planlandığını vurgulayan Uzm. Dr. Nihan Alkış, talasemi majör hastalarının kan nakli, demir yükünü azaltıcı tedaviler ve uygun verici bulunması durumunda kemik iliği nakli gibi yöntemlere ihtiyaç duyabileceğini belirtti. Ayrıca, son yıllarda geliştirilen Luspatercept etken maddeli ilacın, bazı hastalarda kan nakli ihtiyacını azaltabildiğini sözlerine ekledi.
“En etkili yöntem: tarama.”
Talaseminin genetik bir hastalık olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Alkış, “Anne ve babanın her ikisinin de taşıyıcı olduğu durumlarda, her gebelikte yüzde 25 oranında hasta çocuk doğma riski bulunmaktadır. Bu nedenle evlilik öncesi taramalar ve doğum öncesi tanı yöntemleri sayesinde talasemi büyük ölçüde önlenebilir” dedi.
Eşlerin her ikisinin de taşıyıcı olması durumunda doğacak çocuğun yüzde 25 hasta, yüzde 50 taşıyıcı ve yüzde 25 sağlıklı olma ihtimali bulunduğunu belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, yalnızca bir eşin taşıyıcı olması durumunda ise çocukların hasta olmayacağını, ancak yüzde 50 oranında taşıyıcı olabileceğini ifade etti. Bu nedenle taşıyıcı çiftlerin, gebeliğin erken döneminde doğum öncesi tanı merkezlerine başvurmalarının büyük önem taşıdığını vurguladı.
Dünya Talasemi Günü’nün toplumsal farkındalık oluşturmak için önemli bir fırsat sunduğunu belirten Uzm. Dr. Alkış, 1993 yılından bu yana bu özel gün kapsamında bilinçlendirme çalışmalarının sürdürüldüğünü ifade etti.
Türkiye’de 1 Kasım 2018 itibarıyla uygulanan “Evlilik Öncesi Hemoglobinopati Tarama Programı” ile taşıyıcı bireylerin tespit edilerek hasta bebek doğumlarının önlenmesinin hedeflendiğini belirten Uzm. Dr. Nihan Alkış, bilinçli yaklaşım, düzenli kontrol ve erken tanının hastalıkla mücadelede en güçlü adımlar olduğunu yineledi.
