Birleşmiş Milletler, kronik böbrek hastalığını küresel bir sağlık sorunu olarak nitelendiriyor ve bu hastalık dünya genelinde milyonlarca insan için bir tehdit oluşturmaya devam ediyor. Vaka sayılarındaki artış ve hastalığın ilerleyişinde çevresel faktörlerin önemli bir rol oynadığı belirtiliyor.
Dünya genelinde yaklaşık 850 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 9 milyon erişkinde böbrek hastalığı olduğu tahmin ediliyor. Hafif vakalar da göz önünde bulundurulduğunda, Türkiye’de her 6-7 erişkinden birinde bu hastalığın görüldüğü ifade ediliyor. Hastalığın ilerlemesiyle birlikte kaşıntı, halsizlik, bulantı, idrar yapma bozuklukları, nefes darlığı ve kas krampları gibi belirtiler görülmeye başlıyor. Türkiye’de 65 binin üzerinde hasta, diyaliz makinelerine bağlı olarak yaşamını sürdürüyor ve yılda ortalama 3 bin 500 böbrek nakli gerçekleştiriliyor. Hava kirliliği, küresel ısınma, su temininde yaşanan sorunlar ve hava sıcaklığındaki aşırı değişimlerin böbrek hastalığı riskini artırdığı vurgulanıyor. Bu bağlamda, 2026 yılı Dünya Böbrek Günü’nün teması “Böbrekler ve çevre sağlığı” olarak belirlenmiştir. Böbrek sağlığını korumak ve riskleri en aza indirmek için 8 altın kural öne çıkıyor. Bu kurallar; ideal kiloda kalmak, tuz tüketimini azaltmak, sağlıklı beslenmek, kan şekeri ve tansiyonu kontrol altında tutmak, yeterince su içmek, sigara içmemek, ağrı kesici kullanırken dikkatli olmak ve düzenli böbrek testleri yaptırmak şeklinde sıralanıyor.
Çevre kirliliği böbrek sağlığını tehdit ediyor.
Acıbadem Kent Hastanesi Nefroloji ve Böbrek Nakli Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Töz, hastalığın bilinen risk faktörlerinin yanı sıra çevre kirliliğinin de önemli bir etken olduğunu belirtiyor. Prof. Dr. Töz, “Bazı bölgelerde böbrek hastalıkları daha yaygın ve hızlı bir şekilde ilerliyor. Araştırmalar, hava kirliliği, egzoz gazları, orman yangınları sırasında yayılan küçük partiküller ve inşaat tozlarının böbrek hastalıklarıyla ilişkili olduğunu göstermektedir. Küresel ısınma ve aşırı sıcaklıklar, insanların sıvı kaybına yol açmakta. Susuzluk eklendiğinde ciddi bir dehidratasyon riski ortaya çıkmakta ve bu durum böbrekler üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Toprak ve su kaynaklarının ağır metallerle kontamine olması da böbreklerde zararlı etkilere yol açmaktadır” açıklamasında bulundu.
Risk gruplarına yönelik tarama çağrısı yapılmakta.
Böbrek hastalığının sinsi bir şekilde ilerlediğini ve erken evrelerde belirti vermediğini ifade eden Prof. Dr. Töz, “Diyabet, hipertansiyon, fazla kilolu olma, ailede böbrek hastalığı öyküsü bulunanlar, tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu veya taş hastalığı yaşayan bireylerin düzenli kontrol edilmesi gerekmektedir. Bir doktor tarafından muayene edilmeli, tansiyon ölçülmeli, kanda kreatinin tahlili ve idrar analizi yapılmalıdır. Bu basit testler, hastaların durumu hakkında önemli bilgiler sunabilir. Ayrıca, bilinmeyen bitkisel ürünlerden kaçınılması önerilmektedir” dedi.
Doğal beslenme ve yeterli su tüketimi önemi vurgulanmakta.
Böbrek sağlığını korumak için dikkat edilmesi gereken temel kurallara değinen Prof. Dr. Töz, “İdeal kilomuzu korumalıyız çünkü aşırı kilo böbrekler üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Tansiyon ve şeker hastalarının kan değerlerini düzenli olarak kontrol ettirmeleri önemlidir. Doğal beslenilmesi ve tuzdan uzak durulması gerekmektedir. İnsanlar susadıkça su içmeli, aşırı su tüketiminden kaçınmalı ancak susuz da kalmamalıdır. Ayrıca, romatizmal ağrı kesiciler ve anjiyografik işlemlerde kullanılan bazı ilaçların böbreklere zarar verebileceği için doktor kontrolü olmadan kullanılmaması önerilmektedir. Sigara, böbrek sağlığı için de zararlıdır ve bırakılması şiddetle tavsiye edilir” şeklinde konuştu.
