Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Türkiye’nin Avrupa için hayati önemde olduğunu vurgulayarak, “Türkiye, Avrupa için bir seçenek değil; içine düştüğü kuyuya uzanan güvenli halattır. Türkiye, Avrupa’nın güvenliği, istikrarı, enerji arzı, ticaret yolları ve jeopolitik dengesi açısından vazgeçilmez bir stratejik gerçekliktir” şeklinde konuştu.
MHP Genel Başkanı Bahçeli, partisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Grup Toplantısı’nda çeşitli konulara dair değerlendirmelerde bulundu. NATO Ankara Zirvesi, Türkiye’nin ittifaktaki rolü, savunma sanayisi, ABD-İran gerilimi, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri ve 15 Temmuz’un 10’uncu yılı gibi başlıkları ele alarak, Ankara’nın uluslararası siyasetteki önemine dikkat çekti.
Ankara’nın Milli Mücadele’nin merkezi olduğunu ve günümüzde dünya liderlerini ağırlayarak küresel siyasetin yönünü belirleyen bir merkez haline geldiğini ifade eden Bahçeli, “Bir zamanlar direnişin karargâhı olan bu aziz şehir, bugün küresel güvenlik mimarisinin tartışıldığı uluslararası platformlara ev sahipliği yapmaktadır. Bu nedenle Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi’ni sıradan bir diplomasi faaliyeti olarak değerlendirmek eksik ve yanıltıcı bir yaklaşım olacaktır” dedi.
“Türkiye yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir”
NATO Ankara Zirvesi’nde ittifakın 70 yılı aşkın geçmişinin değerlendirilerek, Ukrayna’ya askeri destekten ortak üretim arayışlarına kadar geniş bir güvenlik yelpazesinin masaya yatırıldığını belirten Bahçeli, hakiki müttefikliğin adalet, samimiyet ve dayanışma üzerine inşa edilmesi gerektiğini vurguladı.
Bahçeli, “Zamanın akışını kim okuyacak? Görünürdeki sükûnetin altında kaynayan kazanların ateşini kim teşhis edecek? Krizlerin gölgesinde kurulan yeni denklemleri kim görecek? Cevap bellidir; o da Türkiye’dir. Türkiye, NATO’da yalnızca jeostratejik konumuyla değil; tarihi birikimi, devlet tecrübesi, siyasi iradesi ve milli gücüyle yeni dönemin kurucu aktörlerinden biri haline gelmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin ulaştığı siyasi ve stratejik seviye, Ankara Zirvesi’nde bir kez daha ortaya çıkmıştır” şeklinde konuştu.
NATO’nun yeni bir döneme girdiğini ifade eden Bahçeli, “Bu dönem, yalnızca savunma bütçelerinin büyütüldüğü bir dönem değildir. Bu dönem; taahhütlerin üretime, üretimlerin sahada kabiliyete, kabiliyetlerin caydırıcılığa, caydırıcılığın da barışın teminatına dönüşeceği yeni bir aşamadır. Güvenlik, yalnızca bütçenin büyüklüğüyle değil, o bütçeyi kabiliyete çevirecek üretim sürekliliğiyle ölçülecektir” dedi.
“Türkiye’nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl karı değildir”
Müttefikler arasındaki örtülü ambargolar ve siyasi engellerin ittifak hukukunu zedelediğini dile getiren Bahçeli, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın savunma sanayisi kısıtlamalarının kaldırılması yönündeki çağrısının Ankara Zirvesi’nin önemli mesajlarından biri olduğunu belirtti.
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması ve F-35 sürecinin yeniden ele alınmasının önemli olduğuna dikkat çeken Bahçeli, “Türkiye’nin yıllardır maruz kaldığı haksız muamele, ittifak düzeninde itimat kaybına yol açmıştır. Türkiye’nin sahadaki fedakârlığını kabul edip savunma kabiliyetini siyasi hesapların konusu yapmak akıl karı değildir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yerli ve milli üretim oranı yüzde seksenleri aştıysa, bu durum milletimize dayatılan esaret cenderesinin parçalanmasının bir göstergesidir. Bundan sonraki her olumlu adım, bir lütuf değil, hakkaniyetin yerini bulmasıdır” dedi.
“İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyetidir”
Yeni güvenlik çağında uzay, veri ve istihbaratın savunmanın ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirten Bahçeli, İMECE’nin NATO’nun uzay ufkunda yeni bir kabiliyet olarak ortaya çıktığını ifade etti.
Bahçeli, “İMECE, Türk mühendisinin mavi gökleri aşan kabiliyeti, semaların ötesini görüp feza karanlığını al bayrağımızla aydınlatmayı hedefleyen milli teknoloji hamlesidir. Uzayın karanlığını delen İMECE, yerli ve milli savunma projemiz KIZILELMA, göklerdeki yeni nizamın habercisi AKINCI ve AKSUNGUR, Mavi Vatan’daki TCG ANADOLU ile MİLGEM projeleri, karada ALTAY tankımız ve tehditleri bertaraf eden Tayfun ve Bora füzelerimiz, savunma haklarımızın koruyucularıdır” dedi.
Türkiye’nin savunma sanayisindeki yükselişi, geçmişte maruz kaldığı ambargo ve yaptırımların bir sonucu olduğunu belirten Bahçeli, “Kıbrıs Barış Harekatı sonrası uygulanan ambargolar, terörle mücadeledeki ikiyüzlü diplomasi ve F-35 süreçlerindeki tuzaklar, milletimize kendi göbeğini kesme zorunluluğunu getirmiştir. Türk devleti, asil fıtratının gereğini yerine getirerek muhasara çemberini paramparça etmiştir” şeklinde konuştu.
“İran, mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır”
ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO Zirvesi sırasında İran ile mutabakat sürecinin sona erdiğini açıklamasını değerlendiren Bahçeli, bu durumun barış ihtimaline olan güveni sarstığını ifade etti.
Hadiselerin sırasının tersine çevrilmemesi gerektiğini vurgulayan Bahçeli, “İran, mutabakatın tarafıyken saldırıya uğramıştır. İran şehirleri bombalanmış, vatandaşları hayatını kaybetmiştir. Bu gerçek görmezden gelinerek Tahran’ın aldığı kararları müstakil bir saldırganlık olarak değerlendirmek doğru değildir. Sebep ve sonuç ilişkisini çarpıtmak, hakikati saptırmaktan başka bir anlam taşımamaktadır” dedi.
İran’ın ülkesine yönelik saldırılar karşısında güvenliğini koruma ve egemenlik haklarını savunma hakkının bulunduğunu belirten Bahçeli, “Hiçbir devlet, imza attığı mutabakatın kendisini koruyacağına inanırken ansızın bombalanmayı sineye çekmek zorunda değildir. Hiçbir millet, topraklarına düşen bombaları sessizlikle karşılamak zorunda değildir. İran’dan itidal bekleyenlerin, öncelikle bu askeri müdahaleyi hangi gerekçelerle meşru kılacaklarını açıklamaları gerekmektedir” diye ekledi.
“Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür”
ABD’nin İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik kaygılarının müzakere masasında ele alınabileceğini belirten Bahçeli, bu kaygıların daha büyük bir kriz ve kaosun gerekçesi yapılamayacağını ifade etti.
Bahçeli, “Devletler arası ilişkiler, bir gün geçerli sayılıp ertesi gün keyfe keder hükmü geçersiz kılınan şahsi tasarruflarla değil, ahde vefa ilkesiyle yürütülmelidir. ABD Başkanı’nın ‘mutabakat benim için bitti’ açıklaması bu nedenle sorunludur. Mutabakat bir şahsın değil, devletlerin taahhüdüdür. Bugün varılan mutabakatın yarın kolayca terk edilmesi, yalnız Tahran’ın değil, gelecekte Vaşington ile masaya oturacak tüm başkentlerin aklında aynı soruyu doğuracaktır” dedi.
Söz konusu açıklamanın NATO Zirvesi sırasında yapılmasının dikkat çekici olduğunu belirten Bahçeli, “NATO’nun caydırıcılığı yalnızca
