İstanbul Arel Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Mehmet Yakın, dijital çağda reklamcılığın sınırlarının yalnızca veri büyüklüğüyle değil, verinin nasıl kullanıldığıyla belirlendiğini vurguladı.
Dijital teknolojilerin hayatın her alanına entegre olmasıyla birlikte markalar ile tüketiciler arasındaki ilişki yeniden ele alınıyor. Akıllı telefonlar ve algoritmalar üzerinden elde edilen verilerin, kişiselleştirilmiş iletişimde rahatsızlık yaratma potansiyeli gündem maddeleri arasında yer alırken, konuyla ilgili görüşlerini paylaşan Yakın, reklamcılığın yeni sınırlarını öne çıkardı.
“Reklamcılık artık sadece bağıran mesajlardan ibaret değil” ifadesiyle iletişim dünyasındaki dönüşümü açıklayan Doç. Dr. Yakın, reklamcılığın dikkat çekmeye odaklanan bir yaklaşımdan uzaklaştığını belirtti. Psychology & Marketing dergisinde yayımlanan güncel araştırmalara atıfta bulunan Yakın, modern insanın karşılaştığı en büyük çelişkinin ‘kişiselleştirme paradoksu’ olduğunu ifade etti. Bu bağlamda, markaların bizi anladığı zaman olumlu hissettiğimizi, ancak fazla kişisel bilgi edinildiğinde rahatsızlık duyduğumuzu aktardı.
Bu olguyu “algoritmik empati sınavı” olarak tanımlayan Yakın, reklamcılığın yeni ölçütünün verinin miktarı değil, verinin sınırlarına saygı gösterilmesi olduğunu belirtti. Markaların verileri bir satış aracı olarak değil, kullanıcıyı anlamaya yönelik bir kaynak olarak kullanması gerektiğini savunan Yakın, dijital platformların yeni nesil bir “dijital refakatçilik” anlayışını benimsediğine dikkat çekti.
Nöro-iletişim alanındaki gelişmelere de değinen Yakın, bu sürecin yalnızca ekranlarla sınırlı kalmadığını ve Neuromarketing çalışmalarının bu dönüşümü desteklediğini ifade etti. Araştırmaların, insanların reklamlarda mantıktan ziyade duygusal etkilere tepki verdiğini ortaya koyduğunu belirten Yakın, durumu şu şekilde özetledi: “Teknoloji iletişimin iskeletiyse, duygu onun kas grubudur. İskelet ayakta tutar, kas grubu ise harekete geçirir.”
Markaların kullanıcılarla daha duygusal bağlar kurma çabası, özellikle genç kuşaklar için belirleyici bir faktör haline geldi. Frontiers in Communication raporuna göre Z kuşağının, kendisini tanımayan markaları “vakit hırsızı” olarak gördüğünü aktaran Yakın, gençlerin rahatsızlıklarının gözetlenmekten değil, teknolojinin ruhsuz ve alakasız kullanılmasından kaynaklandığını ifade etti.
İletişimin geleceğine dair değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Yakın, teknolojinin iletişimi sayısal verilere indirgeme potansiyelinin bulunduğunu, ancak bu verilere anlam katmanın hâlâ insanlar tarafından gerçekleştirildiğini vurguladı. Geleceğin, yalnızca kod yazabilenlerin değil, kodların arasına insan hikâyesi yerleştirebilenlerin olacağını söyleyerek iletişimin yeni dönemini “istatistiğin şiirini yazma süreci” olarak tanımladı.
